6 Ağustos 2014 Çarşamba

Üsküdar Sahilinde Yürüyüş ve Dinlenmece


3 Ağustos Pazar günü hava " ha yağdı ha yağacak " dedirtiyordu. Balkona çıkıyorsun sıcacık ama kara bulutlar "hazırlıklı ol İstanbul geliyorum :)" diyordu.Nitekim bizim oraya yağmasa da bazı yerlere yağmış :) Sevgili mışıl mışıl uyuyordu.Bende Sevgili uyanana kadar daha önceden denediğim Mantar Kurabiyeden yaptım. (Detayları farklı bir postta yayınlayacağım.)
Sevgilim uyandı. "Ne yapalım Aşkım" dedi.Bu "ne yapalım" sorusu bir plan yapmadıysak muhakkak her görüşeceğimiz gün sorulur."Ne yapalım ,nereye gidelim,nereye gitmek istersin" deriz en sonunda plan yapamayıp kürkçü dükkanı Çengelköyde takılırız :)
Ben mis gibi kurabiyelerimi fırından çıkardım.Serhatımın 4 kişilik ailesine de özellikle ayırıp bir kenara koydum.O sırada Sevgilim arıyor " ben evden çıktım geliyorum " diye."Eee aşkım ben daha hiç hazır değilim ki" dedim.Kapattık.Yani nasıl hazırlandığımı bilmiyorum bile.Önüme gelen pantolonu giydim,önüme gelen tişortu geçirdim.Makyaj bile eyeliner,çok hafif far ve çok hafif allıkla geçiştirdim.Diyeceksiniz ki " ee tamam bu kadar yeterli ".Yok bana göre yeterli değil.Ben günlük hayatımda işe giderken bir eyeliner,bir ruj tamam.Ama Sevgilimle buluşacağım zaman (ki makyaj çantası her daim çantam da ) sanki düğüne gider gibi bayağı bir yapıyorum :) Fondöten,Pudra,Allık,Göz altı kapatıcısı,Far,Eyeliner,Göz kalemi,Ruj sürüpte sürüştürüyorum..Hadi makyaja biraz daha vakit ayırıyım dedim ama Sevgili " Otobüsteyim hayatım birazdan gelirim Üsküdar'a gidelim mi" deyince.Evden nasıl çıktım,nasıl durağa gittim bilmiyorum.Ben sevmem bir de böyle pat diye geliyorum denmesini.Bunu da Sevgilim biliyor ama evden canı sıkılmış çıkmış birşey diyemedim :)


Hava yine fenalardaydı diyebilirim çok sıcaktı 10 dakikalık yürüme mesafesi resmen bana eziyet olmuştu. Neyse ki Sevgilimin bindiği otobüs çok vakit kaybetmeden geldi.Ah ah geçen senelerde araba vardı =( o kadar büyük bir rahatlıkmış ki insan kaybedince anlıyor =D neyse kısmetse ilerde tekrar olur.Sevgilinin ilk göz ağrısı Motor'u vardı şimdi tekrar Motor almaya karar verdi :)
Üsküdar çok kalabalıktı.Bu kalabalık artık bana normal geliyor,hem vapur iskelesinin olması hem de bir çok otobüsün tam merkezden kalkıyor olması Üsküdar'ı kilit yapıyor.Biz merkezden Salacak kısmına doğru ilerlemeye başladık..Balık tutanları, denize girenleri bile gördük..


Sıcaktan bunaldık iki su ve iki tane de dondurma alıp yürümeye devam ettik. Üsküdar Evlendirme Dairesinin önünden geçtik Burada Kır düğünü yapmak istiyoruz ama kısmet artık.. 

Üsküdar'ın Salacak kısmını seviyorum..Merkez'in kalabalığı gibi burası da kalabalık ama daha çok Kız kulesi için gelenler var ve yine Kız Kulesi manzaralı sahil şeridince sıralanmış şemsiyelerin altında , taşlara yastık konmuş çay kahve çekirdek v.s. yiyebileceğiniz bir alan var. Ticaret böyle birşey anlaşılan :)



Biz Sevgiliyle bir süre daha ilerlerdik.Çok güzel evlere rastladık.Ah ah diye de iç geçirdik. Gerçekten zamanında almışlar yaptırmışlar ya :) Eski binalar , yeni binalar..Sanki farklı bir dünyanın içindeydiler :) Kendime ait bir Villa'm olsa önüne havuz muhakkak yaptırırdım. Havuzsuz Villa mı olurmuş :) 


Salacak'a geldiğimizde hemen Simit Sarayının önünde Çim, taş , toprak karışımı yere küçük masalar ve sandalyaler koymuşlar. Burası da Ticaret açısından bayağı geliştirmiş kendini :) Manzara güzel,kalabalık,hatta bir çok kişi dışardan yiyeceğini alıyor orada içeceğini söylüyordu. Adını hatırlamıyorum ama sadece hatırladığım simit sarayının önünde olmasıydı.Sevgilim " istersen simit sarayında da oturabiliriz" dedi.Ama ben pek istemedim.Uzaktan bir süzdüm , kalabalıktı." Burada oturalım değişiklik olsun" dedim.


Sevgilim Elmalı Gazoz söyledi bense Çay :) 

Açık havadan mıdır bilinmez üzerimize bir rehavet çöktü. Hatta bir ara Sevgilim de ben de hiç konuşmadan öylece uzağı izledik. " Ne düşünüyorsun " dediğimde " hiiiç boş boş bakıyorum " diyordu."Sen ne düşünüyorsun " dedi. " Bende aynı aşkım öyle boş boş bakıyorum " dedim

                               

             İyice bir dinlendikten sonra kalktık. Saat neredeyse 20.00'a geliyordu.

             Sevgilime " Aşkım simit alalım mı yiye yiye gideriz" dedim. Simit sarayına gittik. Çok aç değildim. Bu yüzden sadece 1 tane aldık ve ortadan ikiye böldük yiye yiye dolanmaya başladık.

                              

Güneş yakıcılığını yitirmişti , yavaş yavaş batıyordu , hafif bir rüzgar da vardı.Harika bir manzarayla karşı karşıyaydık.. İstanbul güzel şehir..! Tarihi güzellikleri başlı başına harika zaten..Ama bir çok şehire göre gerçekten pahalı. Hani kötü demiyimde bir çok yere uzak,daha yeni yeni adını duyurmuş yerlerin bile kiraları 600'den aşağı değil düşünün bir de en iyi yerlerin kiralarını. Çengelköyde sırf boğaz manzarası görüyor diye ev kiraları 1.750-2.000 ortalamasında :) O kadar para vereceğine gidersin kredi çeker ev alırsın..Trafiğini hiç sormayın bile yazın 15 dakika da gideceğiniz yer size oluyor kışın 45 dakika bir de Yağmur yağıyorsa oluyor sana 1 saat :) Eee İETT tarifeleri de ucuz değil ki bir otobüse biniyorsun 2.15 TL basıyor.Aktarma 1.45 TL :) Sevgilimle konuşuyoruz da evlenince tasımızı tarağımızı toplayıp gidelim başka bir şehirde yaşayalım diye ama bu sefer de iş imkanları var. İstanbul'da ki gibi iş imkanı nerede bulacaksın ki ?

Ayy kendi ruhumu kendim daralttım valla :)

Bir sonra ki yazım da görüşmek üzere..

Saygılar.

5 Ağustos 2014 Salı

Beykoz Anadolu Kavağında ki Deniz Macerası



1 gün önce Sarayburnu , Gülhane , Beyazıt gezisinden sonra Bayramın 3.gününü evde dinlenerek geçirmek istedim. En fazla Sevgiliyle birlikte Çengelköy'e iner birer çay içer eve geri dönerdik diye düşündüm.Ertesi gün iş vardı bu yüzden insan ister istemez " sendrom" yaşıyordu.Ogün Sevgili beni gecenin 3'ü mü diyim gecenin 4'ü mü diyim beni aradı " Aşkım, uyandığında Nuraylara mesaj atarmısın müsaitlerse onların oraya gidelim."dedi bende uyku sersemi " he he tamam " deyip kapattım. Saat 11.00'a doğru uyandığımda " Gece rüyamı gördüm yoksa Sevgilim gerçekten beni aradı da Nurayların oraya mı gidelim" dedi diye düşünüyorken en son Sevgilimin beni aradığı saate baktım :) Hemen Nuray'a mesaj attım" Canım müsaitmisiniz sizin oraya gelmek istiyoruz " diye.Vakit çok geçmeden " gelin gelin,Ömer denize girecek,Serhatta şortunu alsın gelsin "dedi.İstanbul yanıyorken yapılabilecek en güzel şey : denize girmek :(



  Sevgilimi hemen aradım uyandırdım. Anlattım böyle böyle diye . Serhatta , Ömer abiyle konuşup okeyleştiler ve sevgilim evden çıktı.Çengelköy'de buluştuk otobüs beklemeye başladık. "Aşkım sen o denize nasıl gireceksin soğuktur " dedim, " Aşkım yaa deme şöyle ben giremiyorum biliyorsun " dedi."Gir aşkım.Ne olur ne olmaz belki işin çıkar Arsuz'a gelemezsin en azından denize girmiş ol" dedim. Bak Sevgili seni düşünüyorum görüyorsun değil mi :)
      Sevgilim bir Arsuz'un denizine sıcak dedi onun haricinde Antalyaya'da soğuk dediği için Serhatıma diyecek sözüm yok :) Bu adam Çeşmeye gittiğinde ne yapar bilemiyorum hele bir de diyor ki " Çanakkaleye gidelim orada tanıdık var " diye."He oldu denize ayağını sokmadan geri döneriz "diyorum bende :) Benlik sıkıntı yok ben Altınoluk'un buz gibi suyuna alışkın olduğum için..

    Çengelköyde o kadar trafik vardı ki hani trafik nerede başlıyor nerede son buluyor anlayamadık.Yaklaşık yarım saat kırk dakikaya yakın otobüs bekledik.Otobüs geldikten sonra da neyse ki çok trafik sorunu yaşamadan yarım saatte Beykoz Merkezde indik.Nuraylar bizi aldı. Doğru Anadolu Kavağına gittik :)

 
Allahımmm nasıl bir kalabaalık anlatamam. Resmen halk plajı olmuş :) Araba için zar zor park yeri bulduk.Tasımızı tarağımız aldık sahil kısmına gittik.O kadar kalabalık ki yer yok.Saat 4 falandı hala daha o kadar yakıcı bir güneş vardı ki.Masamızı açtık,bizim beyler semaverde çay yapmakla uğraştılar.
 Bizde gölge bir yere yerleştik hemen. Baktık Serhatla Ömer abi denize girmek için hazırlanıyorlardı =(
He bana sorun ' bu kadar için gidiyor neden sende girmedin 'diye? Sevgilim birazcık kıskanç olduğundan dolayı beni İstanbul'da denize sokmuyor :) Şile,Büyükada falan olsa bir nebzede burada sokmazdı.Zaten etraf hep erkek dolu çok nadir bayan vardı.Bende burada girmezdim zaten.Öyle bikinili bayanda bir iki tane gördüm.Hele bir tanesi bikini mi giymişti yoksa affedersiniz iç çamaşırımıydı neydi anlayamadım inanın ki öylece kayalıklarda duruyordu.Hadi bari suya gir de ferahla madem üstünü başını çıkarmışsın. Serhatıma da " kızın öz güvenine hayran kaldım " dedim :)


Ömer abi denize ayağına soktu ve bir an da daldı gitti. Sevgilim en az 10 dakika bekledi girmek için.Abartısız söylüyorum.Ömer abi ıslatıyor bizim ki hala girmiyor.Ben olsam ohoo girmiştim de çoktan çıkmıştım bile :) Biz de kenarda Nurayla birlikte onları izliyor sıcağın altında pişiyorduk.Bir yandan da Sevgilime bağırıyordum " Hadi Aşkım sen girersin , sen yaparsın , adamsın sen" diye gaz veriyordum. Bir yandan ben bir yandan Ömer abi derken 10 dakikanın sonunda Serhatım denizde :)


 Denize girdi girmesine de o kadar komik ki " abi çok soğuk, abi çok soğuk,abi dondum" diyor yüzmeye devam ediyor bir o tarafa bir bu tarafa gidiyor ben kenarda nasıl gülüyordum anlatamam :) Resimde gördüğünüz gibi alışınca ne kadar da mutlu :) Diren Yağmur senin de az kaldı diye kendimi avutuyordum ..


Oh bizimkilerin keyfine diyecek yoktu :)


Yaramaz minnoş Ecrin iş başındaydı.Kumla oynuyordu bir baktım orada ki kömüre ellerini sürmüş üstüne üstlük bir de yüzüne sürmüş."Kız ne olmuş sana böyle "dedim gülüyor oda :) Saçını da benim eski saç modelim gibi kestirmişler.Önleri uzun arkaları kısa. Ahh ah onun saçlarını öyle görünce gidip kestirmek geldi içimden ama yok. Evlenene kadar bu saç uzayacak :) Sevgilim Ecrine bakarak" Aşkım senin çocukluğun gibi olmuş " dedi. Evet çocukluk fotoğraflarıma bakınca doğruya doğru benziyoruz.Maşallah Allah bana da böyle güzel bir çocuk nasip etsin.Amin..!



Bakın Deniz Selfie'si dediğin böyle olur :)

Benim fikrimdi. Yaratıcılığı seviyorum.Kahretsin =P  
Şımarık,ukala smile olsa onu buraya yerleştiricem o derece havalar bin beş yüz bende =P
Şaka bir yana Ömer abi ısrarla benim çekmemi istedi ve fotoğrafa bayıldı :)


Bak Bak adamda ki pozlara bak :)

Sevgilim ve Ömer abi denizden çıktıktan sonra tavla oynamaya daldılar. Bizde bir yandan onlara destek veriyor bir yandan antep fıstıkları mideye götürüyorduk :) Sadece Antep fıstığı değil ki , kayınvalidem Şeker pare göndermiş ondan yedik, cips yedik :) Yani en son sabah kahvaltısıyla duruyordum ama o kadar tıka basa yiyorduk ki insan açlık hissetmiyordu bile .Saat 20.00'a geliyordu Sohbet muhabbet derken her güzel şeyin bir sonu vardı toparlanmaya başladık. Malum ertesi günü iş vardı =(

Dönüşte Ömer abiler bizi Beykoz merkeze bırakacaklardı. Bende Ecrini kucağıma aldım "seni 1 ay sonra anca görürüm gel biraz kucağıma" dedim.Dizilirden bahsettik,reklamlardan bahsettik.Dedim ki " Bir reklam var Aslıııı o dondurma babanın " diye.Ecrin" Biliyoyum.Senin baban benim yavyuuum " diyor. "Ne diyor ne diyor "dedim. " Aslııı o donduyma babanın,senin baban benim yavyuuum" diyor.O kadar komik yavyum diyor ki hepimiz araba da başladık gülmeye.Bir de reklamın diğerlerini de ezberlemiş" sen duy buyda fıstık sen gel buyaya fıstık" dedi..Ben tabi tam repliği hatırlamıyorum ama o hepsini biliyor Maşallah. Bu zamanın çocukları Akıl Küpü :)

Sevgiler..

4 Ağustos 2014 Pazartesi

Sevgili Günlükcüm / 15

                                                               o4.o8.2o14  / Pazartesi




      Sevgili Günlükcüm ,

     Şöyle bir etrafıma bakındım da şirketin yarısı izne çıkmış =( Bu izne çıkanların içinde arkadaşım Nuray da var.Nuray'ın olmamasından dolayı iş paylaşımı da olamayacağından tüm işler benim üzerime kaldı =( Ayın 18'ine kadar Nuraycım olmayacak işin tuhafı 16 'sında da ben izne çıkıyorum :) Yani biz birbirimizi 1 ay hiç göremeyeceğiz.Bir an önce bu hafta geçsinde sonra ki hafta gelsin diyorum.En azında öbür hafta çabuk geçer..

     Bizim tatil planımız  ; Eniştem Hatay'lı olduğundan dolayı bizde Sevgilimle birlikte Teyzemin ve Eniştem'in yazlığına İskenderun Arsuz'a gideceğiz.Bende istemez miydim Bodrum'a, Çeşme'ye, Antalya'ya gitmek ? Ne yapalım sevgilimin askerlik durumları , her an iş bulma durumuna karşın özel bir tatil planı yapamadık.Aman şu an neresi olursa olsun Deniz'e giriyim de yeter diyorum. Bunaldım yahu :) İstanbul çok sıcak çook.. ! Seneye bu kadar arayı uzatmayacağım.Allahın izniyle Ramazan biter bitmez tatile gideceğim..
                               

    Şimdi bana deli falan demeyin de ben cumartesi günü bavulumu hazırlamaya başladım bile :) Evet evet doğru duydunuz. Yine çok beklemiş halim benim bu :) geçen sene 1 ay önceden başlamıştım bavul hazırlamaya. Cumartesi günü hava Yağmur'luydu ve Sevdiceğim de daha uyuyordu benim de canım sıkıldı en azından İstanbul da giymediklerimi öyle bir kaba taslak yerleştiriyim, bakalım küçük gelirse en azından daha büyük bir bavul alırım diye düşündüm.Gördüğünüz bavulda sadece,şortlar,etekler ve elbiseler var.Yani ben daha geri kalan herşeyi nasıl sığdıracağımı bilemiyorum.Sanırım yine ayakkabılar için ayrı bir çanta hazırlıcam öyle gözüküyor :)

   Yazmam gereken daha bir kaç yazım daha var.. Mesela Bayramın 3. Günü Anadolu Kavağındaki Sevgilimin deniz macerasını , haftasonu Üsküdar sahilini turlamamızı ve kendi ellerimle yaptığım Mantar Kurabiye tarifini fotoğraflarla sizlerle paylaşacağım :)

                                       Şimdilik Hoşçakalın :)

                                        Saygılar..                

1 Ağustos 2014 Cuma

Sarayburnu, Gülhane ve Beyazıt Gezisi


          5 günlük tatili bitirdik..! Ahh Ahh nasıl geçti anlayamadım bile.. Bizler İstanbul'un kavurucu sıcaklarında yanarken herkes tatilin, güneşin , denizin tadını çıkarıyordu. Bir an pişman oldum "keşke kalan iki gün iznimi alsaydım da Bayramla birleştirip biryerlere kaçsaydık " diye.Ama sonrada düşündüm "Zaten Ağustosun ortasında iki haftalık izne çıkıyorum ne gerek var.Boşver Yağmur o iki günün kalsın en azından Evlilik koşturmacaları için veya acil birşey olur ise kullanırsın" diye kendi kendimi avuttum.  Bayramın ilk günü Aile ziyaretleri yapıldı. Herkes tatilde olduğu için biz de sadece Anneanneme gittik :)
         Sevgilimle daha önce sözleşmiştik; Salı günü görüşüp Eminönünden Sarayburnuna doğru yürücez oradan da kafa nereye biz oraya olacaktık :) Şimdi Ben Sarayburnuna daha önceden bir kere gitmiştim oda en az 4 yıl önce ve akşam karanlığında gittiğimiz için tam olarak nereden nasıl çıkacağımızı bilmiyordum.Ama hatırlıyordum galata köprüsünün üstünden yürüyecektik :) Bir de Sevgiliye diyordum ki " Aşkım balık ekmekciler var sen bilirsin oradan gitcez " dedim.
        29 Temmuz Salı günü Sevgilim Ümraniyeden otobüse bindi . Bende otobüs durağında bekliyordum. Bu arada çok sıcaktı o kadar nem vardı ki "off tatil istiyorum"diyordum.Sevgiliyi bekliyordum ama bir yandan da çok susamıştım hemen arkadaki markete gidip iki tane su , iki tane sakız ve  bir tane de jelibon aldım.Sevgilim aradı "yaklaşıyoruz"dedi bende durakta beklemeye başladım.Baktım geliyor hemen bindim ve 10-12 dakika içinde Üsküdardaydık yollar bomboştu. Eminönü iskelesine gittik ama o kadar kalabalıktı ki insan yığını vardı resmen. Bizde özelle gidelim dedik.Sağ tarafa doğru yürümeye başladık.Bu arada millet sıcaktan bayılmış ağaçların altına yatmışlardı :)

                                                                              
        Vapur'a bindik. En üst kata çıktık ve vapur hareket etti. Çok güzel bir esinti vardı. Bir yandan sıcak bir yandan rüzgar kendimi Bodrum sahilinde deniz kenarında oturuyor gibi hissettim.Ahh Ahh.! Şimdi Bodrumda olmak vardı..!! Sevgiliyle fotoğraf çektik bir yandan da benim meşhur hayallerime daldık =)
Vapurdan indiğimiz de " burası ne kadar kalabalık ya " dedik. Hani İstanbul boş , herkes tatilinde , memleketinde diyordum ya o lafı geri aldım. İnanın İstanbul'un yarısı Eminönündeydi. O kadar çok insan yığını vardı ki yürünmüyordu resmen.Üstüne sıcak eklenince Serhat'ım en son suyu başından aşağı döktü.. Eminönünden başladık yürümeye Galata kulesinin üstünden geçerken Sevgilim " Aşkım doğru gittiğimizden emin misin?" dedi."Yani emin değilim aşkım balık ekmekciler vardı" dedim.Sevgilim yavaştan sinirleniyordu.Navigasyonu açtı."Bravo hayatım bu yolu tekrar yürüyeceğiniz oradan sol'a doğru sapacağız" dedi. Bende " Ama aşkımm biliyorsun benim yol tarif etme konusunda pek yeteneğim yok hem ben daha önce sadece bir kere geldim" dedim. Yürüdüğümüz yolu tekrar geri döndük ve Eminönü Vapur İskelesinin önüne çıktık " Bak Aşkım buradan gitmemiz gerekiyordu " dedi. " Eee aşkım biz yanlış yerde indik ben sana dedim. Özel'e binmeyip Normal Vapura binseydik buradan sola gidicez derdim..Hem bak burada balık ekmekciler var işte benim ne suçum var " diyordum. Sevgilimin bakışı görülmeye değerdi. Haksız da sayılmaz ama ne yapayım bende bir an afalladım. Ben daha önce geldiğimde Galata Köprüsününden yürüdüğümüzü hatırlıyorum ama sonra hatırladım ki dönüşte Galata köprüsünden geçmişiz :)


  

          

Bu sefer doğru yoldaydık. Yaklaşık bir 10 dakika yürüdük hem yorulduk hem de karıncıklar hafiften kazındı.Daha önce Sarayburnunda gittiğim yeri hatırlamıyorum bu yüzden karşımıza çıkan ilk yerden sağ saptık.Gülhane parkının arkasına çıktık. Çokca geldiğimiz bir yer ama hiç bu kadar arkasına kadar gelmemiştik ve hiç orada ki çay bahçesinde oturmamıştık :)



Gülhanenin içine girip , Sol'a doğru yürüdük.Çay bahçesinin içine girdik.Yer bakmaya başladık.O kadar kalabalık ki hiç boş masa yok.Bir uçtan bir uca kadar çıktık.Yolun sonunu gördük :) Bakıyoruz masalar boşalıyor.Hemen kapıyorlar.Biz en sonunda beklemeye başladık.Elbet birinden biri kalkar diye bir 5 dakika bakındık.Sonra ben soluma doğru baktım bir masa boşaldı "Aşkım kooş" diye bağırdım Sevgilim soldan ben sağdan koşuyorduk :) Sonunda zafer bizim..! Masayı kaptık.

                                                Çay koyarken neden mutsuzum acaba :)


Masaya oturduk bir oh demeye kalmadan garson başımıza geldi :) Menü istedik ama menü adisyon şeklinde 1 Kişilik Semaverde Çay 7tl veya 8 tl (tam hatırlamıyorum). Biz iki kişilik çay söyledik 14 TL .Ayrıca birşeylerde yiyelim dedik Patates Kızartması söyledik onun fiyatı da 7 TL.
Çay 5 dakika içinde geldi ilk içtiğimiz çaylar sıcaktı ama sonrakiler bayağı bir soğuk oldu.Eh semaverde iyi hoş güzel oluyor da soğuk olunca da birşey anlamıyorsun. Attığımız şekerler bile erimiyordu. 3 tane ben 3 tanede Sevgilim içti toplam 6 bardakla bitirmiş olduk. Patates kızartması da eh fena değildi. Zaten dondurulmuş patatesti , herhalinden belliydi.Sevgilim " Senin yaptığın patates kızartması daha güzel oluyor " dedi.Ah bir itiraf :) Nasıl hoşuma gittiyse. Sevgilim en çok Mercimek çorbamı seviyor. Ramazanda yapmıştım ve inanmamıştı " Annen mi yaptı doğruyu söyle " diyordu :) " Emin ol Annem yapsa bu kadar sulu yapmazdı.Annem de senin gibi koyu seviyor " dedim :)



Yedik içtik ve Gülhaneyi gezmeye başladık :)



 Ağaçların gölgesinde ilerliyorduk. Şekil şekil sıralanmış rengarenk çiçekler o kadar güzel ki.Bir ara çimlere yatmak geldi içimden ama malum elbisem beyazdı ve kirlenmesini göze alamazdım.Takıntılı olduğum için "neden yattım,keşke yatmasaydım,aşkım neden uyarmadın"diye söylenip dururdum..Buraya aslında Lale zamanı gelmek lazım :)


   İtalya'ya gidenler Pisa Kulesinde hemen sağda ki pozu verir bense Gülhane de ki Gotlar Sütununda :)




Sevgilim bol bol benim fotoğraflarımı çekiyordu. "Eee Aşkım bende çekiyim seni" dedim " yok hayatım gerek yok sen şimdi bloguna koyarsın bunları sana bol bol fotoğraf işte " dedi :) Alem çocuk..Açıkcası ben fotoğraf çekmeyi de çektirmeyi de çok seviyorum blog yazmadan önce de aynıydım şimdi de aynıyım değişen birşey yok :)

Elbise de beni kilolu mu göstermiş ne :) ?



Gülhanenin içide bayağı kalabalıktı. Çocuklar için oyun alanı da yapmışlar :) Sevgilim" Aşkım , benim okuduğum okula gidelim mi.Ama biraz yürücez " dedi. "Olur" dedim.Rotamızı Sultanahmet'e doğru çevirdik.


Gülhanenin ön kapısından çıkıp , direkt karşı sokağa doğru yürümeye başladık. Sultanahmet merkeze geldiğimizde insan yığını gene vardı :) Arap mı ararsın, İngiliz mi ararsın hepsi bir aradaydı. 


Sevgilimle çok vakit kaybetmeden Sultanahmet sokaklarından , hızlı adımlarla Çemberlitaş'a çıktık. Burası da kalabalıktı ama ne Sultanahmet kadar, ne de Eminönü kadar değildi.Bu arada İstanbul'da yaşamayanlar bilemeyebilir,bu saydıklarım yerlerin hepsi İstanbul'un Fatih İlçesine bağlı ve ben Fatih doğumluyum :) ama inanın Fatih'i bilmiyorum. Daha önce ki bloglarımda da yazmıştım. Avrupa yakasını pek bilmiyorum diye..Ah işte kader.. Ben Fatih'te doğdum Sevgili Fatih'te okudu :)



"Aşkım Baloncuklar çok güzel ya ben içine giriyim beni çekermisin " dedim. Sağolsun Sevgilim beni kırmadı ve esnaf çocuğu da teşekkürleri bir borç bilirim. Benim için tekrar tekrar üfledi :) Allah kazancını arttırsın..

Beyazıt meydanına geldik.Bu gördüğünüz kalabalık inanın ki Eminönünün yanında hiçbirşey..! Ben buna bile razıydım..Hele ara sokaklarda tek tük insanlar vardı ve bir oh dedim :)


Ara sokaklardan girdik çıktık " Hayatım biz nereye gidiyoruz " dedim. " Okul'a aşkım " dedi. " Ara sokakta Üniversite mi olurmuş " dedim.Valla olurmuş bende bizzat şahit oldum..
Fotoğraflarda gözüken pembe bina Marmara Üniversitesi Beyazıt Kampüsü . Ama sanırım şu anda kullanımda değil şu anda kullanımda değil dediğim bu bina taşınmış..Bence iyi de olmuş. Yani ben açıkcası burayı bilmesem,şansa önünden geçsem Hastane veya Dersane zannederdim. Göztepe kampüsünü düşünüyorum kocaman..!Bu arada size daha demin kader demiştim ya :) Bende Marmara Üniversitesi Su Ürünlerini tutturmuştum ama gitmedim. Hay benim akılsız kafam..! Balık bile yiyemeyen ben gidip su ürünlerini tutturdum ya birşey demiyorum :) Yine aynı dönemlerde Sevgiliyle aynı okullarda ama farklı kampüslerde olcaktık.. Ama kader bizi aynı şirkette karşılaştırdı :)


Caps :                ESKİ OKULUNU GÖRDÜĞÜNDE SEVGİLİMİN ALDIĞI HAL :)




 



Sevgilim anılarını yad etti,şöyle yapardık buraya giderdik falan diye diye ara sokaklardan çıkıp İstanbul Üniversitesi'ne geldik.Burası çok güzel ya. Bak işte okul dediğin böyle olur ana caddeye yakın,kocaman,şekilli şemaatli :) Üniversitenin önünde Bit Pazar'ı vardı. Ama harbiden bit pazarı. Eskiden kalma radyolar,telefonlar mı var dersiniz , kıyafet satanlar , son model telefonları ikinci el satanlar mı dersiniz. Ben pek beğenmesem de yinede gezmiş olduk..





Biraz dinlendik ve tekrar yola koyulduk. Sevgilim beni Kütüphaneye götürdü Daha doğrusu Kütüphane kapalıydı sadece dıştan bakmakla yetindik ve bol bol fotoğraf çektik.
"İşte aşkım benim okulu geçmemi sağlayan Kütüphane " dedi..1400'lü yıllardan kalma bir mimarisi varmış , eskiden darphane olduğu söyleniyor.Kütüphanenin dış görünüşü hoş, eski binaları severim.Ama içini bilemicem :) 
Kütüphane bizim son durağımız oldu neredeyse Aksaray'a kadar yürümüştük.Hadi ayağımda spor ayakkabı olsa neyse de sandaletlerle o kadar da yol yürünmüyor be :) 
Dönüş yolunda önce Tramvay'a bindik  ve Kabataş'ta inip vapur'a bindik.Kabataştan Üsküdar'a geçtik oradanda otobüse bindik. Eve döndüğümde resmen pestilim çıkmıştı. Günün yorgunluğunu kendime güzel bir çay demleyerek çıkardım...
Harika bir gündü teşekkür ederim Sevgilim
Saygılar..

Share